TYRK

Turan Fikri ve İdeolojik Temelleri

[ez-toc]Turan fikri, tarihsel olarak Ural-Altay (daha geniş anlamda Turan) dil ailesine dahil halkların birlik idealini ifade eder. Özünde Fin- Ugor, Altay (Türk, Moğol, Tunguz vb.) topluluklarının ortak köken ve kader vurgusu vardır. “Turan” sözcüğü İran kökenli olup eskiden İran’ın kuzeydoğusundaki bölgeyi tanımlarken, 19. yüzyılda Macar milliyetçiliğinde bu halkların “uzak anayurt ideali” olarak kullanılmıştır. İdeolojik temelde Fin dilbilimci Matthias Castrén gibi araştırmacıların Ural-Altay halklarının ortak kökeni üzerine çalışmaları rol oynamıştır. Genel olarak Pan-Turanizm, Macarlar, Finler, Estonlar ile Moğolları ve Türkleri de kapsayan geniş bir birlik fikri olarak ortaya çıkmış; ancak Osmanlı-Türk dünyasında Ziya Gökalp gibi liderler bu kavramı sadece Türk topluluklarıyla sınırlandırarak Türkçülükle özdeşleştirmiştir.

Turan Fikrinin Ortaya Çıkışı (19. Yüzyıl Başları)

Turan düşüncesi, özellikle 19. yüzyılın başlarında Avrupa’nın milliyetçilik akımları ve dil araştırmaları ortamında doğmuştur. 1850’lerde C.C.J. Bunsen ve F. Max Müller gibi Batılı bilim adamları “Turanî diller” terimini kullanarak Fin-Ugor, Altay ve bazı Güney Asya dillerini ortak bir dil ailesi olarak ele almıştır. Bu çevrede, Macar entelektüeller pancermenizm ve panslavizme karşı bir tepki olarak 19. yüzyılın ilk yarısında Pan-Turanist hareketler başlatmış; 1910’da Macaristan’da Turan Cemiyeti kurulmuştur. Osmanlı kaynaklarında “Turan” kelimesi 1786’daki Buhara mektubunda geçse de, Turancılık terimi Osmanlı-Türk siyaset literatürüne 19. yüzyılın sonlarından itibaren Türkçülük hareketiyle birlikte girmiştir. Bu dönemde Avrupalı dilbilimcilerce desteklenen Turan kavramı, Doğu ve Batı’yı birleştirme hayaliyle Türkiye dâhil Orta Asya halklarını kapsayan bir idealle özdeşleştirilmiştir.

Osmanlı Dönemi ve II. Meşrutiyet’te Turancılık

  1. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı aydınları arasında millî birlik arayışı güçlendi. Balkan Savaşları’ndaki yenilgiler ve Avrupa ile Rus yayılmacılığı, Osmanlıcılık ve İslamcılığı etkisiz kılınca, Türk aydınları köklerini Doğu’daki bir ata yurduna bağlama fikrini benimsediler. Bu süreçte Halide Edip gibi yazarlar Yeni Turan adlı eserinde “Ey yeni Turan… yol nerededir?” diye sorarken, Türkçü entelektüeller Turan’ı “büyük ve müebbet bir ülke” olarak nitelendirdi. Kırım Türklerinden İsmail Gaspıralı’nın 1883’te çıkardığı Tercüman gazetesi, “dilde, fikirde, işte birlik” sloganıyla Osmanlı dışındaki Türk toplumlarında etkili oldu; açtığı Cemiyet-i Üç Tefekkür okullarıyla Kırım, Azerbaycan, Türkistan ve Osmanlı’yı kültürel bakımdan birbirine yakınlaştırdı.

II. Meşrutiyet (1908) ile İstanbul’da Türk Ocağı, Türk Yurdu, Turan Neşr-i Maarif gibi dernek ve dergiler kuruldu; yayımlanan yazılarda “bütün Türklüğü” kapsayan kültürel ve edebî araştırmalar yapıldı. İttihat ve Terakki yönetimi de Türk dünyasına ilgi göstererek 1910’da Afganistan’a, 1913’te ise Asya’daki Türklere pantürkizm propagandası için görevliler gönderdiği belgelenmiştir. Yine de Osmanlı entelektüelleri Turan kavramını sadece Türk topluluklarıyla sınırlı tutmuşlardır; Fin ve Macarları soydaş kabul etmekle birlikte, Turan’ı “sadece Türk topluluklarını, hatta Müslüman olanları” içerecek şekilde yorumlamışlardır. Bu dönemde bilimsel dilciler Macar ve Fin araştırmaları sayesinde Türkoloji alanında tezler geliştirirken, Osmanlı-Türk milliyetçileri ağırlıklı olarak Türkçe bir ulus fikrine ağırlık vermiştir.

Öncü Düşünürler ve Edebî Etkiler

  • Ziya Gökalp (1876-1924): Turan fikrinin simge isimlerindendir. Balkan Savaşları yenilgisinden sonra yazdığı “Vatan ne Türkiye’dir… Turan” mısraıyla Turan idealini edebî bir sembole dönüştürdü. Gökalp, Turancılığı Türklerin manevi vatanı olarak görmüş ve bu ideali “dilde, fikirde, işte birlik” ilkesiyle bütün Türk dünyasına hâkim kılmaya çalışmıştır. Kendisini etkileyen Hüseyinzade Ali’yle 1895’ten itibaren görüşen Gökalp, Turan’ı Türkçe konuşulan tüm ülkelerin bütünsel mecmuu olarak tanımlamış; ancak gerçekleşmesini uzak bir hedef olarak değerlendirmiştir.
  • Hüseyinzade Ali Bey (1866-1940): Saint-Petersburg’da öğrenim görmüş Azerbaycanlı aydındır. İstanbul Tıbbiye öğrencisiyken yazdığı “Turan” adlı manzume ile ilham verici bir figür oldu. Yusuf Akçura ve Gökalp, bu şiiri Panturanist düşüncenin Osmanlı-Türk kamuoyunda ilk tezahürü saymışlardır. Şiirinde “Macar topluluğu… ecdadımızın menşe’i Turan” gibi dizelerle Orta Asya’ya işaret etmiştir.
  • Yusuf Akçura (1876-1935): 1904’te yayınladığı Üç Tarz-ı Siyaset makalesinde “ittihâd-ı etrak” (Türklerin birleşmesi) terimini kullanmış, Pan-Türkizm fikrini Osmanlı kamuoyuna tanıtmıştır. Her ne kadar bu eserde “Turan” kelimesi geçmese de, millî birlik arayışını Pan-Turanist bir temayla dile getirmiştir. Akçura, II. Meşrutiyet sonrası dönemde Türk Ocağı çevresinde aktif olarak görev alarak Türk dünyası meselelerini tartışmıştır.
  • İsmail Gaspıralı (1851-1914): Kırım Tatarı eğitimci ve gazetecidir. 1883’ten itibaren çıkardığı Tercüman gazetesinde Türklerin eğitim ve kültürel kalkınmasını savundu; 1905’te gazetenin altına “Dilde, fikirde, işte birlik” sloganını koyarak tüm Türk dünyasında yankı buldu. Gaspıralı’nın açtığı okullar ve günlük yazıları, Osmanlı, Kafkasya, Türkistan ve Volga bölgesindeki Türk aydınları arasında fikir alışverişini sağlamıştır.
  • Halide Edip Adıvar (1884-1964): Roman ve makale yazarı olarak Turan idealine duygusal bir değer yüklemiştir. Yeni Turan (1913) adlı eserinde, Timur’un soyundan gelindiğini belirterek hem Türk hem Moğol tarihinden kahramanları Turan’ın birliğini simgeleyen figürler olarak işlemiştir. Halide Edip, şiirlerinde ve romanlarında Turan’ı “sevgili ülke” olarak tasvir edip millî bir arayış olarak yücelten eserler vermiştir.

Sovyetler Birliği’ndeki Türk Halkları ve Turan Düşüncesi

1917 Devrimi sonrası Sovyetler Birliği, pantürkist/ panturanist hareketleri engellemeyi amaçlamış, 1920’lerde Orta Asya ve Kafkasya’daki kısa ömürlü Türk devletlerini silahlı müdahale ve politik tasfiye ile ortadan kaldırmıştır. Bu süreçte Pek çok Türk entelektüel sürgüne gönderilmiş veya öldürülmüştür; örneğin Kırım’da Jeni Türk geleneğini sürdüren Ahmet Cevat ile Özbek milli şairi Çolpan da Stalin döneminde hedef alınmıştır. Ancak bağımsızlıkları elinden alınan Kafkasya ve Türkistan liderleri yurt dışına kaçmış, Türkiye ve Avrupa’da yayın yaptıkları dergilerde Turan idealini canlı tutmuşlardır. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin liderlerinden Mehmet Emin Resulzade, 1920-30’larda İstanbul’da yayınlanan Odlu Yurd mecmuasında Pan-Turanizmi savunmuş; yazılarında Türk-Tatar düşüncesinin İslamî gelenekten uzaklaşıp modernleşmesinde bu akımın rolüne dikkat çekmiştir. Öte yandan, Diaspora’da çıkan yayınlarda Sovyet topraklarının Türk ırkına mensup bölümlerinin Türkiye’ye bağlanması gibi Pan-Turanist söylemler eleştirilmiş; Resulzade, Pan-Turanizmi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideallerinden biri olarak görmüş ve halkların kültürel birliğini korumayı amaçlayan ilerici bir düşünce olarak değerlendirmiştir. Hatta o dönemde “Pan-Turanizm sayesinde gerek Sovyetler Birliği’ndeki Müslümanlar, gerek Osmanlılar kendilerini aynı ‘Türk’ adı altında tanımlıyorlar” denilmiştir. Sovyetler döneminde resmî pantürkizm baskı altında kalsa da, Türkistan ve Kafkasya diasporası içinde Turan fikri sürekli tartışılmaya devam etmiştir.

20. Yüzyıl Başlarında Türkiye ve Orta Asya’daki Evrim

  1. yüzyılın başlarında Pan-Türkizm/Pan-Turanizm, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na Almanya’nın yanında girmesiyle stratejik bir konuma yükselmiştir. Milliyetçi aydınlar turancılık temalı tarihî romanlar ve şiirlerle kamuoyunu etkilemiş, İttihat ve Terakki yönetimi savaşa girerken Türkçülük fikrini propaganda malzemesi olarak kullanmayı planlamıştır. Ancak Osmanlı yenilgisiyle birlikte Misak-ı Millî sınırlarına dayalı yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, pantürkizmi resmen sona erdirmiştir. Cumhuriyet yönetimi pantürkizmi reddetmiş, millî kültür ve Türk milleti kavramını sınırları çizilmiş bir vatanla birleştirmiştir. 1927’de Türk Ocakları’nın faaliyet alanı Mîsâk-ı Millî ile sınırlanıp “bütün Türklük” anlayışı terk edilmiş, 1930’larda bazı Turancıların kapatılmasıyla ideolojik baskı artmıştır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ise Nihal Atsız gibi yazarlar Turan ideali etrafında edebî faaliyetler yürütse de, 1944 davasında birçok Turancı yargılandığı gibi fikirleri üzerindeki resmî baskı yükselmiştir. 1960’lı yıllarda Alparslan Türkeş liderliğindeki Milliyetçi Hareket Partisi (o zamanki adıyla CKMP) bu akımı millî siyaset sahnesine taşısa da, 1980 darbesi Turancı çevrelere ağır darbe indirmiştir. Orta Asya’da ise bu dönemde Sovyet hâkimiyeti devam etmiş, bağımsızlık ancak 1990’lı yılların sonunda sağlanmıştır; yeni bağımsız Türk cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki kültürel ve siyasi işbirliği arayışları 20. yüzyılın ikinci yarısına kalmıştır.

Modern Dönemde Turan Fikrinin Yansımaları

  1. yüzyılda Türkiye’de Turan fikri daha çok dış politika ve kültürel işbirliği söylemlerinde yer bulmaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” söylemiyle Türk dünyasına vurgu yapılmış, 2010’da Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur. Resmî düzeyde Pantürkizm terkedilmiş olsa da, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “Türk milleti” olarak gören milliyetçi çevrelerde Turan ideali hâlâ sembolik bir değer taşır. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gibi partiler Turan idealinden ziyade güçlü bir Türkiye perspektifiyle Türk dünyası meselelerine yaklaşmakta; MHP’ye göre Turancılık romantik bir hevestir ve öncelik önce ülke güçlendirmeye verilmelidir. Kültürel alanda TÜRKSOY gibi uluslararası kuruluşlar Türkçe konuşan ülkeler arası bağları geliştirmeyi sürdürürken, bazı sivil toplum örgütleri, gençlik grupları ve tarihçiler “Türk Dünyası” işbirliğini Turan fikri ekseninde tartışmayı sürdürüyor. Genel olarak modern Türkiye’de Turan fikri, resmi politikanın dışında kalmış; ancak millî eğitim ve kültür etkinliklerinde, kitaplarda ve milliyetçi toplumsal hareketlerde hâlen ara ara gündeme gelmektedir.

Kaynaklar: Turancılık ile ilgili çalışmalar ve derlemeler (TDV İA, Tübitak ansiklopedisi vb.) ile akademik araştırmalar bu bilgileri belgelemektedir. Bu kaynaklarda, Turan fikrinin kökeni, Osmanlı’daki gelişimi, etkili düşünürler ve günümüz uygulamaları ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Sponsorlu Bağlantı
T.Y.R.K bir yapay zeka modeli olduğu için hata yapabilir.